Dr. Adem ERGÜL Kur’ân-ı Kerim’de üç yüze yakın yerde “nefs” kelimesi geçer. Bu kelimenin lügatte ve Kur’an’da kullanıldığı mânâlar, kullanıldığı yere göre farklılık arzeder. Bu çerçevede nefs kelimesine, “bir şeyin kendi zatı, özü ve hakikati”, “ruh”, “can”, “kalp”, “kan”, “ceset” ve “benlik” gibi yirmiye yakın mânâ verilmiştir. Ancak tasavvuf literatüründe nefs denilince genel olarak, “İnsanın hakikati” ve “Kişinin kötü his ve duygularının teksifî bir şekilde bulunduğu mânevî merkez, ya da insanda bulunan gazap ve şehvet kuvvetinin ana merkezi” olarak tarif edilegelmiştir. Bu bakış açısından yola çıkılarak “Nefsini bilen Rabbini bilir” hükmü, âdetâ kâide-i külliye gibi sürekli tekrar edilegelmiştir.
Her kelam pek çok manaya gelir pek çok kişilerce. Her nefes kadar manası vardır bir tek kelimenin bile… Aşkı Mecnun’a sorsanız bir başka tefsir yapar, Leyla’ya sorsanız bir başka mana verir. Bir profesör ihtisas gördüğü alana göre anlatır öğrencisine. İşte öyle bir kavram öbeği var gönlümüzde dilimizde terennüm eden ve dost gönüllerine sunulmayı bekleyen…
Ya Rabbi Ben Pişmanım… Huzur… Bir daha hiçbir zaman ve mekânda bulunamayacak olan…
Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Haşir Suresi 59-9)
Siyah Lale ,“Gamdan güler zevali melalime ağlarım “der sanki lisan-i haliyle… Türdeşi olan beyaz laleler haz ve zevk yolcusuyken o çileye taliptir zira… O, hak nebiye kulak hatta yürek veren…”Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” diyen o hak nebi’ye… Gözyaşı ile beslenir siyah lale… Ruhu tertemizdir zira çile banyosunda yıkanır her daim… Şiirseldir ve açıktır ilhama bundan dolayı… O acıyı şerbet tadında yudumlar, yudumlarken türdeşleri hayatı şehvet tadında… “Ekserunnas” değil “ulul elbab” olma makamıdır onun ki… Ali bin Ebi Talib’in sözündeki gibi “İnsanlar arasında insanlardan bir insan olmak” ama dik durmak ve prensip sahibi olmak… … Izdırab onun mesleği değil davasıdır zira…